Johann Sebastian Bach
Johann Sebastian Bach

Sabahları vaktiniz olur bir 5 dakika Bach dinlerseniz  gününüze ne kadar güçlü başlayacağınızı biliyor musunuz? Bilmiyorsunuz…alacağınız gücü size hiçbir vitamin, alacağınız mutluluğu size hiç kimse veremeyecektir. Bach bu denli önemlidir yaşamımızda, sakın Bach’sız kalmayın.

Bir aile düşünün, damarlarında neredeyse kan yerine birbirine ardına süzülen notaların olduğu…Bu ailenin bir ferdi olan, siyah beyaz piyano tuşları kadar kontrastlı bir hayat sürmüş, klasik müziğin en büyük ustası Johann Sebastian Bach’ın hayatını sürmek üzere yola çıktım.

İnsanlık tarihinin en seçkin temsilcisi, gelmiş geçmiş en büyük bestesi Bach’tır. Diyebilirsiniz ki bana nerede senin Beethoven’ın, Mozart’ın…tanrı sizi Mozart’sız kılmasın.

Mozart size düzen, sevgi ve barışı getirir. Beethoven ise size saygılı ve dürüst olmayı öğretir. Bütün bunlara karşın müziğin anayasasını yazan en büyük besteci Bach’tır.

Barok müziği denildiği zaman, hiç kuşkusuz akla ilk gelen isimlerden birisi Johann Sebastian Bachtır. 21 Mart 1685’de Almanya’nın Eisenach adlı küçük bir kasabasında doğdu ve yaşamının büyük bölümünü, aynı zamanda öldüğü kent de olan Leipzig’de geçirdi.

Bach, 16. ve 17. yüzyıl boyunca hep müzisyenlerin yetiştiği, dedelerle torunların birbirine müzikle bağlandığı bir ailede gözünü açtı. Bach’ın eserlerinde hep derinlerde bir yerde hissettiğimiz melankoli belki de onun ilk çocukluk yıllarından bu yana aşina olduğu bu duyguydu.

9 yaşında annesini, 10 yaşında babasını kaybetti. Öksüz kalan Bach’a sahip çıkan abisi Cristoph Bach oldu. Abisi de org çalıyordu. Abisinin çaldığı orgdan gelen tuş sesleri Bach için bir teselli olduğu kadar bir alın yazısı da olacaktı. Bach ailesinin yaşamdaki görevi müzikti ve çok geçmeden Bach da bu müzikal soyağacındaki yerini aldı ve 15 yaşında kiliseye soprana olarak girdi.

Bach’ın soyunda onlarca besteci vardır. Bach’ın bu kadar verimli olmasının nedeni de Almaya’nın Leipzig kentidir. Bach’ın Thomas Kilisesi’nde verdiği eserler en ölümsüz eserleridir eğer böyle bir kilise onu istememiş olsaydı bence bu yapıtlarını veremezdi.

1703 yılında 18 yaşında yeni yapılan bir kiliseye Bach bir kantor olarak atanır, yani artık maaşlı bir müzisyendir, bu Bach’a bambaşka bir düzen getirir. Birçok eserini orada yazar.

Bach artık usta bir orgcu olarak birçok kentte konser veriyordu. Bu konserler krallardan düklere, sanatseverlere kadar ilgiyle takip ediliyordu. Bach’ın melodileri dinleyenleri adeta kendinden geçiriyordu. Özellikle dükler, düşesler ona bayılıyordu.

Bach, müzikal yaratıcılığını farklı bestecilerle beslemişti. Bach’ın yaptığı en önemli olaylardan biri modern müzikten toner müziğe geçmesidir. Onun eserlerinde kompozisyon kuralları ortaya çıktı. Bach’ın eserlerinde kurallar dünyaya çakılmıştır.

Bach’ın kendine örnek aldığı ve kent kent gezerek dinlediği bir isim vardı. Hendel’i çok beğeniyor ve onunla tanışmak için can atıyordu. Hendel Londra’daki bir opera için eserler yazmak için  Almanya ve İtalya’yı dolaşmaya çıkmıştı. Bach bu geziler sırasında onu görmek için çok peşinden koştu ancak Friedrich Georg Hendel’i göremedi.

Hayalkırıklığı içerisinde evine eli boş döndü. Ama müzik için hayatını yollarda geçirmek için asla yorulmuyordu.

Hans low Bilow, Bach’ın piyano için yazdığı müziklere o bir tevrattır diyor. Füg sanatı Bach’la doruğa ulaşmıştır. Bach’ın yazdığı fügler, fügün yasası olmuştur.

1740 yılında gözleri az görmeye başlamıştı. Bunun üzerine Hendel’in de sağlığını berbat eden John Taylor’a iki kez ameliyat olduktan sonra, ömrünün son yıllarını tamamen kör olarak geçirdi.

Eserleriyle tüm dünyaya nam salan, 20 çocuk babası Johann Sebastian Bach, 28 Haziran 1750‘de, Leipzig‘de öldü.

Bach’ın özelliği, sanatsal titizliğinin yanı sıra, üretken olmasıydı. Bunu sistemli çalışmasına borçluydu. Otobiyogrofisinin 66. safasında şunları yazmıştır: “Hayatımda çalışkan olmak zorunda kaldım. Benim kadar çalışkan olabilenler, benim vardığıma varabileceklerdir”.

Bach, ölümünden sonra unutuldu. Ancak 50 yıl sonra, Beethoven, Mendelssohn ve Schumann’ın çabalarıyla yeniden önem kazandı. Chopin, Liszt ve Frank, onun eserlerini çalarak yeniden tanınmasını sağlamışlardır.

Wagner’e göre o, tüm müzik tarihindeki en büyük bestecidir. Müziği polifonik olarak eşsizdir. Barok olduğu kadar Rönesans döneminden de izler taşır. Müzik tarihinde en çok eser veren bestecilerin başında gelmektedir.

Reklamlar