1957-ftoxoul

Zorba, Yunan yazar Nikos Kazancakis’in ilk kez 1946’da yayımladığı romanıdır. Zorba, 1883 – 1957  yılları arasında yaşamış olan Yunan yazar Nikos Kazancakis´in olgunluk dönemi ürünüdür. “Zorba” bir yaşam kılavuzudur.

Bugün Nikos Kazancakis´in mezar taşında yazılı olanlar, doğrudan Zorba´nın ağzından dökülmüş kader sözcükleri gibidir adeta:

“Hiçbir şey ummuyorum; hiçbir şeyden korkmuyorum; özgürüm.”

Konusu 1930’larda geçen roman, adı kitapta hiç belirtilmeyen bir yazarın ağzından anlatılır. Hayattan fazlaca bir beklentisi olmayan bu mutsuz entelektüel bir süreliğine kendisini dinlemek ve yaşantısına çeki düzen vermek üzere kitaplarını bir kenara koyarak Yunanistan’ın Girit adasına gelir. Burada kendisine ait linyit kömürü madenleriyle de ilgilenecektir. Yazar burada aşırı davranışları olan, kaba saba ama hayata şehvetle bağlı orta yaşlı bir Yunan olan Alexis Zorba ile tanışır ve onu ustabaşı olarak işe alır. Aradan geçen birkaç aylık zamanda bu ilginç Yunan, genç yazarı derinden etkileyecektir. Zorba kendi ilginç hayat felsefesini genç yazara da kabul ettirdikçe yazarın hayata bakış açısı da yavaş yavaş değişime uğrayacaktır. Zorba’nın hayat felsefesinin bir parçası da yenilgileri umursamamaktır. Zorba’ya göre yenilgiler hayatın kaçınılmaz parçalarıdır ve ancak yenilginin sürekli olarak tadılması ile hayatın zaferlerinin tadına varılabilir.

İnsan sevgisiyle dolu olan Zorba, hayatını bu yönde etkileyen bir olayı genç yazara şöyle anlatır:

Bir zamanlar diyordum ki: Bu Türk’tür, bu Bulgar’dır ve bu Yunan’dır. Ben, vatan için öyle şeyler yaptım ki patron, tüylerin ürperir; adam kestim, çaldım, köyler yaktım, kadınların ırzına geçtim, evler yağma ettim. Neden? Çünkü bunlar Bulgar’mış ya da bilmem neymiş. Şimdi sık sık şöyle diyorum: Hay kahrolasıca pis herif, hay yok olası aptal! Yani akıllandım, artık insanlara bakıp şöyle demekteyim: Bu iyi adamdır, şu kötü. İster Bulgar olsun, ister Rum, isterse Türk! Hepsi bir benim için. Şimdi, iyi mi, kötü mü, yalnız ona bakıyorum. Ve ekmek çarpsın ki, ihtiyarladıkça da, buna bile bakmamaya başladım. Ulan, ister iyi, ister kötü olsun be! Hepsine acıyorum işte. Boş versem bile, bir insan gördüm mü içim cız ediyor. Nah diyorum, bu fakir de yiyor, içiyor, seviyor, korkuyor, onun da tanrısı ve karşı tanrısı var, o da kıkırdayacak ve dümdüz toprağa uzanacak, onu da kurtlar yiyecek. Hey zavallı hey! Hepimiz kardeşiz be. Hepimiz kurtların yiyeceği etiz!

Tüm bunların dışında Zorba’nın insanlara yönelik duyduğu acıma hissi farkedilebilir düzeydedir. Bu acıma hissi çoğu zaman kadınlara yönelik duyduğu zaafı ile birleşmiştir. Öte yandan Zorba için kendini ifade edebilmenin yegane yolu rakstır. Çok mutlu olduğunda yahut üzgün olduğunda onun başvurduğu yöntem raks etmek ve duygularını bu sayede ifade etmektir. Kelimelerin yetersiz kaldığı, kendini yeterince ifade edemediği durumlarda örneğin kitabın bir bölümünde yazarı anlayamayan Zorba; “Ah bre Patron, o dediklerini raks edebilseydin de, ben de anlasaydım!” der.

Zorba’nın öyküsü onun ağzından anlatılır, kitap onun Zorba hakkındaki düşünceleri üzerine kurulmuştur. Kitapta açık bir biçimde adı verilmeyen bu yazar muhtemeldir ki Nikos Kazancakis’in kendisidir. Zorba tarafından çok kitap okuduğu için kağıt faresi olarak adlandırılır.

Roman 1964’te Yunan yönetmen Mihalis Kakoyannis tarafından Alexis Zorbas adıyla sinemaya aktarıldı. Bir ABD – İngiltere – Yunanistan  ortak yapımı olan bu 3 Oscar’lı filmin müziklerini Mikis Theodorakis bestelemiş, başlıca rollerinde ise Anthony Quinn, Alan Bates, Irene Papas oynamışlardır. Dünya çapında başarı kazanan bu siyah beyaz film Türkiye’de de Zorba adıyla gösterildi.1968  yılında romanın bir de müzikali yapıldı.

“Mutluluğun, basit ve açık bir şey olup, bir bardak şarap, bir kestane, kendi halinde bir mangalcık ve denizin uğultusundan başka bir şey olmadığına aklım yattı. Yalnız, bütün bunların, mutluluk olduğunu insanın anlayabilmesi için basit ve açık bir kalbe sahip olması gerekiyordu.”  Zorba (Sf.102)

Reklamlar