vincent-van-gogh-self-portrait

Sanat ve sosyalizm ilişkileri, yeni tartışmaların konusu olmaya başladı. Aylık sanat dergisi “Üvercinka”nın yeni sayısında sanatın insanlık ve ilericilik için ne kadar gerekli olduğu sorusu soruldu.

Osman Çutsay’ın “‘Sanatın Gereksizliği’ Üzerine” başlığıyla tartışmaya açtığı ve “soldaki sorgusuz sanat seviciliğine” mutlaka karşı çıkılmasını önerdiği yazısında, ancak böyle bir itirazdan yeni çıkışlar üretilebileceği savunuldu.
“Türk sanat pratiklerinin egemenlerine, bir aşağılamayla yaklaşmak ve hiç çekinmeden ‘sanatın gereksizliği’ni propaganda eden kitaplar ve yazılar kaleme almak, siyasetin önceliğiyle ne demek istediğimizi anlatmak, yolumuzu açacaktır. Ernst Fischer’in ‘Sanatın Gerekliği’ kitabı yeniden basıldığına göre, itirazlarımızı ‘Sanatın Gereksizliği’ başlığı altında çoğaltmamız gerekiyor” diye yazan Osman Çutsay, geniş yazısında şu noktalara da dikkat çekti:

“Bir ters bakışa kapı aralamaya çalışıyoruz: Sosyalizm mücadelesinde sanatın gerekliliği üzerine, ErnstFischer’in Türkçeye giren kitabı (‘Sanatın Gerekliliği’) sayesinde, vaktiyle çok konuşulmuştu. Sanatın özgür olması, zaten yapısıgereği özgürlükçü olduğu, politikanın tahakkümüne direnmesi gerektiği türünden yavan sakızları, parlaksözler ve derin entelektüel göndermelerle bu yazar ve kitabında çok gördük. Ama tartışmaların solunyenilgisini hızlandırdığını da gördük. Büyük kapitalist restorasyon çeyrek yüzyıl geride kalırken, bugün, yeniortaçağımızda, işi tersinden alarak konuşmak mümkün.

‘Sanatın gereksizliği’ni gündeme getirip tartışmaya açmak, acaba büyük restorasyonumuzda, önümüzü mü keser, önümüzü mü açar? Doğrusu, asıl soru budur. Ancak daha somutu da var: Parlak bir kafa olduğunu kabul etmemiz gereken Ernst Fischer’in kıt zekâlı Türk taklitçileri, başta Murat Belge ve ‘Belge’li Birikim Gericiliği’ denilen cephe hareketi, kapitalist barbarlığın tam ortasında, hadi örnek olsun, Semih Gümüş’ler, Ömer Türkeş’ler, Necmiye Alpay – Nurdan Gürbilek – Hande Öğüt’ler, Hasan Bülent Kahraman’lar, Metin Celal’ler, Enver Ercan’lar falan hayatlarındahiç ‘Sanat gereksizdir hemşerim!’ demiş, diyebilmiş midir? Akıllarına geldiğinde dudakları mı uçuklamıştıryoksa? ‘Ekmeğimize mani olma lan!’diye söylenmiş, kendi kendileriniçimdiklemiş de olabilirler mi? Hembabalarına hem de yaşadıkları zamana çok benzeyen tuhaf ‘kapitalistik’ yaratıklardan söz etmiş oluyoruz.Türkçe edebiyat bugün, bu…

21’inci yüzyıldayız. Ernst Fischer, 1970’lerde Türkiye’deki büyük devrimci kalkışmaya zorla sokuşturulmuş, belki bir bilinçle değil bir bilinçsizlikle sokuşturulmuş –maalesef– karşıdevrimcibir virüstü.Parlak yanları hiç yok değildi. Devrimci bir dirençle (‘entelektüel şiddet’) karşılaşsaydı, belki etkisi olumlu olurdu. Olmadı. Karşılaşmadı. Dolayısıyla tahribatı büyük oldu. O kadar başarılı bir tahribattı ki bu, artık tahripçilerin adı bile geçmiyor. Ama hakkınıyemeyelim: 1990’larda iki yayınevinin herhalde birkaçbin adet falan bastığı ve on yıllar boyunca sahaflardatek tük rastlanabilen bu kitap, ki 2012’de yeni baskısınıSözcükler yaptı, ve yazarı Fischer’in pek öyle açıkkarşıdevrimci bir söylemi de yoktu. Hatta kendine sorarsanız, sesini sosyalizm adına yükseltiyordu. Buhaliyle büyük restorasyon yolunun düzleyicisi olduğunu kendisi de bilmiyordu. Dolayısıyla 1989 kapitalistrestorasyonundan 26 yıl sonra, geçmişi daha farklıgörmek, geçmişiiki anlamında da ‘yormak’ zorundaolduğumuz ortaya çıkıyor.

Yenilgimiz bir tesadüf değildi. Sanata, politikanın dışında, hatta ona direnen bir bağımsız kurtuluş ve özgürlükgarantisi olarak bakanların, sosyalizmi keyifle gömdüğüne tanık olduk madem, bu mezarlıkta cesetlerimize ve sosyalizmden geri kalmış şu dünyamızla onun ‘sanat pratiklerine’ bakışımız çok farklı olmalıdır.Sanatın gerekliliğine methiyeler düzeceğimize, sanatın gereksizliği üzerine düşünmek ve burada devrimci bir entelektüel dinamik aramak, bir aşkınlık yaratmak, çok daha verimli sonuçlara yol açabilir. ‘Sanatın gerekliliği’ teziyle kapitalist restorasyona çakılmışsak, kimbilir, belki de ‘sanatın gereksizliği’ tartışması üzerinden sosyalizmin gerekliliğini sahneye iteriz.”
Derginin Yayın Yönetmeni Seyyit Nezir ise “Küllerin Altında” başlığı altında tartışmaya farklı bir noktadan girdi. Nezir, Üvercinka’nın başyazısında şu saptama ve tezleri dile getirdi:

“Modern sanatın küreselleşme ve postmodern saldırı karşısında tutunamayıp dağılışı, maddi ve manevi tüm insani değerlerin en üstün düzeyde dile gelişi olarak sanatın gücüne duyulan güveni kökten sarstı. Sanat, tüketim eğilimlerini kışkırtıp tutkuya taşıyan görkemli reklam kurgularının esin kaynağı ya da cilası olmaktan başka değer içermeyen yan ürüne dönüştü. Tüketim amaçlı kullanımı sonrasında uğradığı değer yitimi ve aşınma onu posaya çeviremediyse, gerçeğin yalın özünü taşıdığı ölçüde kişisel korumaya alma isteklerinin hiçbir zaman yok olmayışındandır. Başka deyişle, sanat yapıtında asla tüketilemeyecek olan öz, gerçekliğin dönüşüme açık yalın yansımasıdır. Bu, gerçekliğin doğasında vardır; üzerindeki bütün oya ve süsler döküldüğünde geriye yalnızca kendi kalır.

Sait Maden, Cağaloğlu Yokuşu’nun son savaşçılarından biriydi. Son günlerde hep şunu söylüyordu: “Tarihte böyle kötü bir dönem olmadı. İyi de insan bu noktaya nasıl geldi?” Sepetini en iri salkımlarla doldurarak tarihin en gözde örneklerini ciltler dolusu kitapla bir tek ömre sığdıran kişinin tam da seksenine geldiği gün hiçlik acısıyla bastığı sessiz çığlık bizim sözcüklerimizde acı ve öfkeyle yumaklaşan bir haykırışa dönmeyecekse insan sanatça terk edilmiş demektir. Yine de, ama yine de, paranın cinayet ve korkuyla örgütlediğiilişkilerin bıraktığı enkazın ve evrensel çöplüğün yangınından kalan küllerin altında sanat dediğimiz elmas bulunacaksa, felsefenin, ahlakın ve siyasetin de insana yakışan biçimlerini örmeyi başarma şansını yitirmemiş olacağız. Marx’ın en büyük özlemi, yapıtlarının sanatsal bir bütünlük taşımasıydı; gerçekten de sanat, bireyin olduğu kadar, toplumun ve bütün insanlığın da tarihsel anlamını sergilemenin en yetkin olanağı ve ortamıdır.”

Tartışma yazıları geniş biçimde Üvercinka’nın nisan sayında izlenebilir. Sanat ve sosyalizm sürtüşmesine yönelik tartışmanın gerek dergi bünyesinde gerekse diğer çevrelerle daha geniş bir biçimde sürdürülmesi planlanıyor.

Reklamlar